Trajedi, insan oğlunun kendini ve çevresini tanımasını, gücünü tartmasını ve daha iyi için savaş vermesini konu edinirken, komedya
Tiyatronun başlangıcında trajedi (tragedya) ve komedi (komedya) türleri kesinlikle birbirinden ayrılmıştı. Bu ayrım klasik dönemin sonlarına dek sürdürüldü. Modern tiyatroda ise böylesine kesin bir tür ayrımı yapılmıyor. Güldürü ve ağlatı öğeleri yan yana kullanılabiliyor. Ya da trajedinin seyirciyi sahneyle özleştirici heyecanları ile komedyanın sahneyi uzak açıdan değerlendirici düşüncesi iç içe sunulabiliyor. Bununla birlikte temelde ağlatıcı olanla güldürücü olan iki ayrı yaşam ilkesini temsil ederler. Doğanın üretici ve yaşatıcı ilkesi ile insanın aklının geliştirici ve değiştirici ilkeleridir bunlar. Tiyatronun kaynağı olan ritüellerde bu ilk ilke birlikte kutsanır, ilkel insanlar, doğayı taklit ettikleri ve onu etkileyemeye çalıştıkları büyü törenlerinde bir yandan doğal güce saygı gösterirken, bir yandan da bu gücü kendi yararlarına yöneltmeye çalışırlar. Onun için bu törenlerde doğaya karşı girişilen işlerin acılı serüvenlerinden sonra, doğayla uyum kurmanın sevinci yansıtılır, işte tiyatro bu büyü törenlerinde doğanın gizemli farlığını kutsamak ve ona egemen olmak için yapılan taklitli oyunlardan doğmuştur. Onun içinde hem savaşın korkusunu ve acısını tattırır, hem barışın güvenini ve sevincini yaşatır.
Taklitli oyunlar dinsel törenin bir parçası olmaktan çıkıp, bağımsız bir sanat dalı olarak gelişince büyüsel törenin bu ikili işlevi iki ayrı oyun türünde sürdürülür: Trajedi ve komedi. İnsanın doğal ve toplumsal güçleri içinde duyup onlarla pekişmesini ele aldı. Trajedinin dile getirdiği savaş, acı ve göz yaşı getiriyor, kurban gerektiriyordu, insanoğlu üstün güçlere karşı giriştiği kavgadan yenik ama yılmamış olarak çıkıyordu. Atılımı kutsal fakat sonucu acıklı idi. Onun için trajedi tanımında bu tür oyunların mutlu başlaması, sonra yıkımla sona ermesi koşulu kondu. Komedi ise insanın uyu kurma gücünü simgeliyordu. Kendine ve kendi kaynağına güvenmenin sevincini duyuruyor, güldürüyordu.
Sonraları gülme iki yönlü gelişti: iyilikle, uyumla ve güvenle dolu olarak sevinçten gülme ile, bu uyuma ayak uyduramayanlara, eksikli ve kusurluya alayla gülme. Böylece yaşam sevincinin sonucu olan hoşgörüye, eleştirinin sonucu olan hoşgörü birbirine karıştı. Komedi bazen doğa ile, toplumla birlik olmanın sevincini duydu güldü, bazen doğaya ve topluma karşı güleninin, güçsüz ve aykırı olanın sakarlığını gördü güldü. Hem evcil ilişkileri sağlamlaştırmak için gelenekleri koruma görevini yüklendi, hem de ilişkileri sağlıksız bir biçimde zorlayan, töreleri, adetleri taşladı; Bir yandan sevgiyi, aşkı kutsarken, bir yandan bu doğal heyecanları çarpıtan, yozlaştıran hoppalıkları tefe tuttu.
Komedi bu nitelikleri ile her zaman büyük toplulukların malı oldu, halkın özverisi ile beslenip gelişti.
SEVDA ŞENER